Tipoloji tarih boyunca doğal olarak insanlara hep itici gelmiştir. Bu yüzden tipoloji anlatmaya kalkışanlar genellikle, uzun uzadıya insanları kategorilere ayırmadıklarını açıklamaya çalışırlar. Ben de tüm yazılarımda kişileri katagorize etmeyen bir MBTI anlatımı seçtiğimi ifade etmeye çalışmış olsam da, sizin için bunun kulağa çok gerçekçi gelmediğinin farkındayım.
Öncelikle belki şunu tartışmalıyım; Ben bir mizacımızın ve dolayısıyla doğuştan gelen yatkınlıklarımızın olduğuna ikna olmuş durumdayım. Eğer bir bebeğin büyüyüp bir yetişkine dönüşmesine tanık olmuşsanız, muhtemelen bu yatkınlıkları yakından gözlemleme şansınız olmuştur. Böylece onun davranışlarında, doğumundan itibaren çevrenin etkisiyle açıklanamayacak bazı tutarlılıkları görme fırsatınız olur. Ayrıca burada Einstein’ın balık ve deha örneğini de hatırlatmak isterim. Ona göre tüm insanlar dahidir ama eğer bir balığın yeteneğini ağaca tırmanma becerilerine göre ölçersek, o balık hayatı boyunca bir aptal olduğunu düşünecektir.
Bu örneği kabul etmemle birlikte, mizacımızın sınırlarının bu kadar keskin olmadığını da görebiliyorum tabi ki. Aslında MBTI bize diğer bir çok kişisel gelişim aracından daha fazlasını sunmuyor. Bana kalırsa esas önemli olan kendine ve yaşama dair merakını her daim taze tutmak. Bu yolda süreklilikle yürüyen birisi için, yaşam çok daha keyifli olacaktır.
Ben MBTI’a olan yaklaşımımı ilerleyen yazılarımda paylaşmayı düşünüyordum. Fakat bana gelen yorumlardan fark ettim ki, şimdilik üstünkörü de olsa, kullanacağım metodoloji ile ilgili kısa bir bilgi vermem gerekiyor.
İlk önce şundan bahsedeyim; Yazılarıma MBTI karakterlerini tanıtarak başlamak yerine fonksiyonları tartışmaya girişmemin kendimce çok geçerli bir sebebi var. Ben herkesin bu konudaki kendine özgün yaklaşımına saygı duyuyorum. Öte yandan karakter tanımlamaları bana dar ve yetersiz geliyor. Eğer karakter tipi testlerini yapıp sonuçları okuduysanız, yakın bulduğunuz bir kaç özellik dışında büyük ihtimalle yazılanların bir çoğunun sizi yansıtmadığını hissetmişsinizdir. Bu tanımlar çoğunlukla Myers-Briggs çıkışlı oldukları için, fonksiyonları hiyerarşi içersinde ele alır ve her belli tipin fonksiyonlarını, o hiyerarşideki ağırlıklara göre kullandığını kabul eder. Oysa MBTI hala Myers-Briggs dört harf yöntemi kullanılıyor olsa da, hiyerarşi fikri çoktan rafa kaldırılmış durumda. Bu yüzden biz fonksiyonları ele alırken, yoğunluklarının tamamen kişiye özel olduğunu kabul ederek işe başlıyor olacağız. Diyelim ki bu bahsettiğimiz sekiz fonksiyonu hangi yoğunluklarda işlediğinizi ölçümlediniz. O zaman karşınıza şuna benzer bir tablo çıkacaktır;
Bu tablo tamamen kişiye özeldir ve yaşamın çeşitli dönemlerinde değişebilmektedir. Dolayısıyla kişi kendisi üzerinde çalışırken bu tabloda değişiklikler yapmış da oluyor. Benim tavsiyem hiç bir fonksiyonun yarıdan aza düşmemesine gayret etmek olacaktır. Tüm fonksiyonları aktif kullanmak en ideali ama çok gerçekçi bir ideal değil. Hatta aslında tüm fonksiyonların 50’den yukarıda olmasını beklemek bile gerçekçi bir ideal değil. Hiç kimse, hayatının hiç bir döneminde, yüzde yüz dengeli olamaz. Her zaman terazinin topacı bir tarafa kayacaktır. Biz bu tabloya baktığımızda kişinin hangi noktalarda sıkıntı yaşayabileceğini, dikkat etmezse hangi fonksiyonlarda patlayabileceğini görüyoruz. Burada patlamaktan kastım, fazla bastırılan bir tarafın kendisini dengesizce yukarıya atabileceği ile ilgili. Örneğin dışa dönük duyumunu fazla bastırmış birisi, hiç elinde olmadan kavşağı alamayıp direksiyonu yanlış kırabilir ve bir anda kendisini yanlış bir bağımlılığın ya da hazlara yenik düştüğü yanlış bir yolun pençesinde bulabilir. Zayıf bıraktığımız bir fonksiyon için hakimiyeti kaybetmemiz çok daha olasıdır.
Dolayısıyla dengenin olmayışını kabul etmek ama nerelerde gelişimimize odaklanabileceğimizi de görebilmek açısından, bu tablo faydalı olabilir.
Bazı metotlarda, tamamen bu tabloya bakılarak MBTI tipine karar verilir. Ben yukarıda da belirttiğim gibi, buna benzer bir görüşe katılmıyorum. Bu konuda John Beebe’nin bakış açısı bana daha çok uyuyor. Fonksiyonlar hiyerarşi halinde çalışmazlar, belli bir görevi üstlenerek çalışırlar. John Beebe’ye katılmadığım bir çok önemli nokta var ve bunları yeri geldiğinde tartışıyor olacağım. Öte yandan fonksiyonların arketipler üzerinden anlatılması bana çok doğru geldi. Arketipler çok ama çok derin bir konu. Elbette MBTI işlerken biz bu konuya ancak çok yüzeysel yaklaşabiliyor olacağız. Yine de arketip yaklaşımı, fonksiyonlara verdiğimiz görevler konusunda bize harika bir ışık tutacaktır.
Ne olursa olsun bizim için nihayetinde en önemlisi, fonksiyonlarımızın hangi dengede durduğu olacak. Diyelim ki karşımızdaki tabloda içe dönük duyum çok yoğun çıktı. O zaman ilk bakacağımız şey dışa dönük sezginin onu dengeleyip dengeleyemediği olacaktır. Eğer dışa dönük sezgi pasif kalmışsa, o zaman bu kişinin geçmişe fazla takıldığı ve bu yüzden geleceğe yönelik adımlar atmakta zorlandığı sonucuna varabiliriz.
Arketip sıralaması yapmamız ise, bu dengenin bozulmasına neyin sebep olmuş olabileceğini bulmamız ve dengeyi sağlamak için hayatın hangi alanlarına bakmamız gerektiği konusunda bize fikir verebilir. Örneğin içe dönük düşünce soytarı arketipinde fazla aktifleşmişse (yani dışa dönük his ile dengelenmiyorsa) buna düzen yıkma ihtiyacının sebep olduğunu, yani geçmişinde çevreden fazla baskı görmüş bulunduğunu ya da en azından kendisinin öyle hissetmiş olduğunu çıkarabiliriz. Diğer taraftan aynı fonksiyon persona arketipinde fazla aktifleşmişse, başkalarının duygularına karşı kafası karışmış biri ya da bu durum ebeveyn arketipindeyse dış dünyaya olan kendi çocukça duygularını dizginlemek zorunda kalmış birinden söz ediyor olabiliriz. Her halükarda kişi içe dönük düşüncenin fazla aktifleşmesi, yani herşeye gereğinden fazla şüpheyle yaklaşma ve soğuk bir karakter olma yolunda ilerlemek, yerine dışa dönük duygusu üzerinde (arketipini de göz önünde bulundurarak) çalışmayı deneyebilir.
Şimdilik fikir verme umuduyla metodolojimden çok kısa bahsetmiş oldum. Umarım bu yazım, insanları kutuya koymadan MBTI anlatmak için ne gibi bir yöntem kullanacağım konusundaki soru işaretlerine biraz olsun cevap verebilmiştir. Böylece belki diğer yazılarımı bir miktar daha gönül rahatlığıyla okuma şansınız olur. MBTI ilginizi çekmiyor olsa bile, yayınladığım yazılar farklı açılardan size faydası dokunabilecek nitelikte olacaktır diye ümit ediyorum.
