Site icon Esra Birand

Mizaç Tipleri —(S) Duyum Fonksiyonu

İmaj; sufeca — Pixabay.com

Eğer yazılarımı takip ediyorsanız, neden konuya duyum(S) fonksiyonuyla giriş yaptığımı muhtemelen biliyorsunuzdur. Daha önce mizaç tipleriyle ilgili yazılarıma denk gelmediyseniz ve tabi bu konuya merakınız varsa, profilime bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Öyleyse şimdi mizaç tiplerini anlatmaya ilk fonksiyonumuz olan direk algı, yani ‘Duyum(S)’, ile başlayalım ve böylece bu dört temel fonksiyonu detaylandırmanın ilk adımını atmış olalım.

Duyum (S-Sense)

Duyum(S), bizim dış dünya ile ilişkisi en kuvvetli ve bu arada en çocuksu fonksiyonumuzdur. Bu fonksiyon sayesinde fiziksel dünyanın tadını çıkarabilir ve etrafımızdaki güzellikleri gerçekten takdir edebiliriz.

Duyum(S) fonksiyonu baskın kişiye bir sorunun çözümünü sorduğunuzda, size rahatlıkla gidiş yolunu anlatabilir. Çünkü düşünceleri çok somut ve belirgindir. Hayali bir düşünceyi dahi, gözle görülür gerçeklikler üzerinden anlamaya çalışır. Bu yüzden akıl yürütme ile ulaşılmış kavramları derinlemesine tartışmak yerine, elle tutulur olgular üzerine yapılan sohbetler duyumu(S) yüksek kişiler için daha keyiflidir.

Anın farkındalığını en çok yaşayabilen kişi, bu fonksiyonunu en aktif kullanan kişidir. Ya da şöyle söyleyebiliriz, dış dünyada olan bitenlere dikkatimizi çevirdiğimizde aslında (S) yani ‘Duyum’ fonksiyonumuzu aktive etmiş oluruz. Yalnız duyum(S) fonksiyonunu içe dönük ve dışa dönük duyum(S) olarak ayırdığımızda, aslında arada çok büyük bir fark olduğunu göreceksiniz. O yüzden Carl Jung kitabında bunların, sanki iki ayrı fonksiyon gibi çalıştığından bahseder.

İmaj; Pexels — Pixabay.com

Özellikle dışa dönük duyumunu(S) aktif kullanan bir kişi; Doğa sporlarından, sabah yürüyüşlerinden, güzel kokulardan, giyimine özen göstermekten… yani dış dünyaya dair bir çok şeyden, müthiş keyif alır. Deneyimler onun için önemlidir ve deneme yanılma yoluyla öğrenir. Fiziksel tecrübeler arayışında olmak ve hayatın tadını çıkarmak duyumsaması(S) yüksek kişilerin olmazsa olmazıdır.

Satır aralarını okumak ya da vaatlere güvenmek bu fonksiyona ters gelecektir. O, mümkünse herşeyin kanıtlara dayanmasını ve verilen bir sözün yazılı ifade edilmesini bekler. Bir şeylerin sözle ifade edilmesi gereken durumlarda bile, bunların çok net ve belirgin bir biçimde ortaya konulması gerekir.

İmaj; Free-Photos — Pixabay.com

Öte yandan duyum(S) fonksiyonu bir değerlendirme fonksiyonu ile dengelenmezse, bu kişi biraz fazla havai özellikler sergileyebilir. Somut keyiflerden gerçekten tad alabildiği için, hazzı ertelemek onun için zordur. Gelecek odaklı yaşamaz ve daha çok bugünle ilgilenir. Çünkü bugün onun için en belirgin, en somut olandır. Yarın için bugününden fedakarlık etmek, duyumu(S) aktif kullanan birisi için oldukça zordur.

Ayrıca sürekli olarak etrafının farkında olan ve iç dünyasından çok dış dünyasından beslenen birisi için, ki bu konuda en aktif fonksiyon duyum(S) fonksiyonudur, başkalarının beğenileri ve yaptıkları oldukça önem taşır. Duyum(S) fonksiyonu baskın kişiler, etraflarındakilerin yapıp ettiklerini gereğinden fazla kendilerine örnek alabilirler. Özgün benliğine sahip çıkmak isteyen bir baskın duyusal(S), bu konuda baskın değerlendirme fonksiyonundan yardım alabilir. Böylece kişisel yaşayış biçimini bilinçli olarak tekrar hayatının merkezine yerleştirebilecektir.

İmaj; silviarita — Pixabay.com

Bu arada kişisel gelişim öğretilerinde sıkça bahsedilen; Şimdide kalma ve elindekilerin kıymetini bilme… gibi konularda duyum(S) bizi harika bir şekilde mükafatlandırır. Duyumu(S) aktif kişiler kanatkardırlar. Rahatsız edilmedikçe ellerindekiyle mutlu olmasını bilirler. Anı yaşar, dünyanın nimetlerinin gerçekten farkında olurlar. Eğer mekanizması dış bir etkiye çok fazla maruz kalıp bozulmadıysa, gelecek için durmadan kaygı yaşamaz ya da manasız istekleri yüzünden hırslanıp durmazlar. Bunun yerine hayatın onlara sunmuş olduğu tüm armağanlara müteşekkir olup, yaşama sevincini gerçek anlamda gündelik hayatlarına taşıyabilirler.

İmaj; geralt — Pixabay.com

Eğitim sistemi ya da IQ testleri bazen duyum(S) ağırlıklı kişilere büyük haksızlık yapar. Örneğin; Bir duyusal(S) soru çözerken, o soruyu defalarca okumak ister. Soruyu anlamadığı için değil, sorunun defalarca tekrarlanarak zihninde son derece somut hale gelebilmesi için. Çünkü tekrarlanmamış yeni bir şey, onun için çok havada kalmış olur. Bulduğu çözümle ilgili rahat hissetmesi ve cevabından tatmin olması için soruyu defalarca okumuş ve gerçek anlamda içselleştirmiş olması gerekir.

Halbuki testler ve sınavlar genelde zaman sınırlamalıdır ve çoğu zaman kişinin cevaplama hızını ölçer. Bu da bir duyusal(S) için büyük bir dezavantaj oluşturur.

Diğer taraftan okulda öğretilenler hep somut gerçeklerin, soyut simgeleridir. Harfler, sayılar, haritalar, coğrafi anlatımlar… neredeyse her şey hayal gücü gerektirir. Üstelik bu yeni konular gerçeğe tanıklık edilerek öğrenilmez. Bunun yerine, onların hayalde canlandırılması ve bilgiler arasında bağlantı kurularak kavranılması beklenilir. Halbuki duyusal(S) bir çocuğa, 3+4=7 iken, 4+3’ün de yine 7 olduğunun özel olarak öğretilmesi gerekir. İkisi arasındaki bağlantıyı kendi başına kurmasını beklemek, onun esas yeteneklerine haksızlık etmek olacaktır.

IQ testlerinde sezgisellerin(N) daha başarılı olması; yine semboller ile aralarının daha iyi olması ve patern geliştirebilmelerinden kaynaklanır.

Bu arada, eğitim sistemleri zihin yapısındaki farklılıklar göz önünde bulundurarak dizayn edilmemiştir. Sanki tek tip bir algılama biçimine göre kurgulanmış gibidirler. Halbuki ne duyusallar(S), ne de sezgiseller(N) bu sistemden gereği kadar faydalanamazlar.Tıpkı duyusallar(S) gibi, sezgiseller(N) de farklı şekillerde kendi özelliklerinin tüm mükafatlarını değil, bir çok dezavantajlarını yaşamak zorunda kalırlar.

Duyusal(S) kişiler toplumun çoğunluğunu oluşturur. Halbuki kişilik testini çözenlerin çoğunun, testten sezgisel(N) karakter tipi sonucuyla çıktığını görürsünüz. Gerçek hayatta ise, en sezgisel(N) toplumlarda bile duyusalların(S) oranı %75’den aşağı değildir.

Sezgisellere(N) ait karakteristik özellikler kağıt üzerinde çekici, gerçek hayatta ise burun kıvrılan türdendir. Bununla ilgili geçenlerde bir meme görmüştüm. Bu meme; Sezgisel(N) karakterlerin filmlerdeki sunumunun Neo ya da Batman gibi çok karizmatik karakterlerken, gündelik hayatta dağınık saçlı ve pespaye görünüşleriyle herkesin yukarıdan baktığı kişiler olmalarına dairdi.

İmaj; Rollstein — Pixabay.com

Tabi ki sezgisel(N) karakter ille bakımsız ve dağınık değildir. Ama şu da bir gerçek ki; Somut dünyada kendini derli toplu tutmak duyusalların(S) doğalı iken, sezgiseller(N) için bu özel çaba gerektiren bir iştir. Bu yüzden etrafınızda gördüğünüz çarpıcı kişilikler, muhtemelen çoğunlukla duyusaldır(S).

Toplumu harekete geçiren ve bu uğurda yine kitleleri karşısına alan liderler genelde sezgisellerden(N) çıkarSezgiseller(N) (o başlığa geldiğimizde nedenini daha iyi göreceksiniz), pek yerinde duramayan ve hep değişiklik peşindeki karakterlerin baskın fonksiyonudur. Duyusallar(S) ise çoğunlukla varolan sistemin muhteşem koruyucuları ya da onu en yaratıcı şekillerde yönlendirebilen kişiliklerdir.

Dış dünya ile ilişkileri de göz önünde bulundurulduğunda; Karizmasıyla sizi etkisi altında bırakan, sözünü dinletebilen, etrafını rahatlıkla kontrol altına alan, çoğunlukla huzurlu ve sistemli ortamlar yaratanlar genelde duyusal(S) yöneticiler ya da liderlerdir.

Oysa baskın duyusallığı(S) sayesinde harika işler ortaya çıkarabilecek bir insan, kişilik testini çözerken sezgisel(N) nitelikleri kendisine daha çok yakıştırmaya meyilli olur. Halbuki gerçek hayatta, bu özelliklere sahip birisine muhtemelen çok da hayranlıkla bakmıyordur.

Buna rağmen zeki ve yaratıcı karakterlere toplumun atfettiği standart özellikler çoğunlukla sezgisel(N) türde oldukları için, insanlar MBTI sorularını bu yönde cevaplamaktan çok daha fazla hoşlanırlar.

Sonuç olarak test sonuçlarına baktığınızda, neredeyse tüm ülkelerde popülasyonun çoğu sezgisel(N) çıkmıştır ama gerçekte insanların ancak dörtte biri sezgiseldir(N).

Bu konuyla ilgili son olarak şunu belirtmekte fayda görüyorum, eğer sezgisel(N) özellikler duyusal(S) mizaçtaki birine çekici geliyorsa bu hiç bir zaman sorun değil. Biliyoruz ki tüm fonksiyonlar hepimizde var ve herkes dilediği zaman sezgi(N) fonksiyonunu aktif kullanmayı başarabilir. Önemli olan kişinin doğuştan gelen mizacını reddetmemesi ve zaten şanslı olduğu konuların farkına varması.

MBTI ortamı genelde, harika özelliklerini bu bilgiler sayesinde keşfetmiş ve kendisini garip biri gibi hissetmekten bu sayede kurtulmuş karakterlerle dolu. Elbette forumlarda ve MBTI’ın konuşulduğu bir çok ortamda, sezgisel(N) özellikler bazen daha üstün gösterilebiliyor. Ama unutmayalım ki bizim amacımız hiç bir fonksiyonu diğerinin önüne çıkarmadan, her birimizin kendi mizacının en harika şekilde tadını çıkarması.

İmaj; voltamax — Pixabay.com

Myer-Briggs de kitabında eğitim sisteminin aslında çok yetenekli kişileri boşuna eleyebildiğinden bahseder. Örneğin duyumsaması(S) çok yüksek birisi harika bir cerrah olabilecekken, sınav sistemi sezgisel(N) algılama ve aktarmaya yönelik olduğundan bu kişinin tıp eğitimi almasının önünü kapar ve aslında çok önemli bir değeri daha filizken kırpmış olur.

Eğitim alanı uzun süredir zihinsel farklılıkları görüyor ve bu konuda kendisini yenilemeye çalışıyor. Fakat biz şimdilik bu yeniliklerin ne zaman uygulamaya geçeceğini bilmiyoruz. Alternatif yöntemlere yönelen ailelerin sayısı da günden güne artıyor. Bu gelişmelerin gelecekte olumlu sonuçlar vereceğini ümit ediyorum. Peki biz hayatımızın bundan sonrası için neler yapabiliriz?

Fonksiyonları öğrendikçe ve zihin yapımızı çözdükçe baskın ve baskın olmayan taraflarımızın ayrımına varma şansımız artıyor. Ayrıca hangi fonksiyon bizde ne gibi bir görev görüyor, onu da yazılarımda görmüş olacağız. Dolayısıyla seçimlerimizi yaparken fonksiyonlarımızı göz önünde bulundurabilir, ya da beceremediğimizi düşündüğümüz konularda esas baskın olan fonksiyonumuza odaklanıp yok yere kendimizi eleştirmeyi bırakabiliriz.

Ayrıca ilerleyen bölümlerde emülsiyon yöntemini de anlatıyor olacağım. Böylelikle baskın olmayan fonksiyonumuzu illa kullanmamız gerekiyorsa, o görevde halihazırda bulunan baskın fonksiyonlarımızla diğerini taklit etme stratejileri geliştirebileceğiz.

İmaj; Free-Photos — Pixabay.com

Tekrar konumuza dönecek olursak; fiziksel bir uyaranı, bu uyaran bizim bedenimizden ya da dış dünyadan gelebilir, bilince aldığımız an onu duyumsamış(S) oluyoruz.

Yalnız duyumsama(S) tek taraflı yani sadece algılama ile ilgili bir fonksiyon değil. Aynı zamanda aktarma yaparken de bu fonksiyonu kullanabiliyoruz. Duyum(S), bireysel deneyimlerimizi somut ve açıkça kavranacak şekilde dış dünyaya aktarmamızı sağlıyor.

Sonuç olarak, soyutu somuta çeviren fonksiyonumuz budur. Yani düşüncelerinde kaybolmak, planlarını bir türlü eyleme geçirememek, ruhani amaçlar peşinde dünyeviyatını unutmak ya da başka bir deyişle kök çakrasının kapalı olması ve topraklanamamak genelde duyum(S) fonksiyonunu yeterince kullanamamaktan gelir.

İmaj; geralt — Pixabay.com

Duyum(S) fonksiyonunu nasıl daha iyi kullanırız üzerinden öneriler vermek isterdim ama bu öneriler fazla genel ve yüzeysel kalacaktır. Tüm mizaç tiplerini işledikten sonra, içe dönük ve dışa dönük duyum(S) fonksiyonlarının bulunduğu arketipe göre konuya odaklanmak, daha etkili bir yaklaşım olacaktır.

Yine de şimdilik duyuma(S) dair geniş bir bilgi edinmiş olduk. Eğer bir şekilde duyum(S) fonksiyonunu yetersiz kullandığınızı düşünüyorsanız burada anlatılanlar ışığında belki kendi çalışmalarınızı geliştirebilirsiniz. Sık sık suyla temas etmek, doğadan faydalanmak, satır aralarından çıkıp esas söylenen sözlere odaklanmak, sadece çok eğlendiğiniz aktiviteler bulup bunlara zaman ayırdığınızdan emin olmak, her gün elinde olan en küçük şeylerin bile farkına varıp şükretmek ve hatta bunları bir kağıda listelemek, dikkati geleceğin vaatlerinden biraz da somut gerçekliklere yöneltmek… gibi önlemler alınabilir.

Diğer taraftan duyum(S) fonksiyonunun kontrolü fazla ele geçirdiğini düşündüğünüz durumlarda da tersini yapabilirsiniz. Dış dünyadan iç dünyanıza dönmek için zamanlar yaratmak, karşıdakini dinlerken satır aralarına da odaklanmak, soyut değerlerin farkına varmaya çalışmak, geleceğe yatırım yapabilmek için hazlarından fedakarlık etmek, zamanını önce sorumluluklarını yerine getirip sonra zevk alacağın aktivitelerde bulunacak şekilde değerlendirmek, hayal kurmak ve bu hayallerin için planlar yapmak, yeniliklere karşı direncini fark edip risk alabilmek için kendini açmaya çalışmak …. gibi.

Bir sezgisel(N) için akışta olmak, bir duyusal(S) içinse gelecek için bugünden fedakarlık etmek zor gelecektir.

Bir duyusal(S) dünyevi zevklerden vazgeçip, somut değerlerin ötesini görmeyi başarabiliyorsa kişisel gelişiminde çok büyük bir yol kat etmiştir. Öte yandan bir sezgisel(N) de yaşamın güzelliklerini fark etmek ve dünyanın sunduğu nimetleri şükürle kabul edebilmek doğrultusunda kendisini geliştirebilmişse, kişisel mutluğuna çok önemli bir katkıda bulunmuş demektir.

İmaj; Free-Photos — Pixabay.com

Ben ilk yazılarımdan beri hep kendini tanımakkendine dönmek ve kendin olmak üzerine yazdım. Hiç bir zaman başarı adına özgün benliğinden ödün vermeyi öğütleyen ya da insanı dolduruşa getirip onu sadece toplum için iyi çalışan bir çark haline getiren, sözde motivasyon önerilerinden taraf olmadım. Şimdi de farklı bir çizgide yazmıyorum aslında. İnsan önce kendisi olarak değerli ve hayatta atacağı tüm adımlar önce içsel mutluluğu için olmalı. Standart bir üst insan kurgusu üzerinden her hangi bir şey anlatmak istemem.

Burada işlediğim konular asla bu söylediklerimle ters orantılı olmamalı. ‘Benim güçlü fonksiyonum biriyse, ben niye ötekini geliştirmeye çalışayım? Hani kendimi tanıyacak ve kendim olacaktım?’ diye düşünenler olabilir.

Sonraki yazılarımda daha derinlemesine çok daha rahat aktarabileceğim bir şey var ki; Sistemimizde tüm fonksiyonlar birbirini dengeler niteliktedir. Ama her ne kadar harika bir dizayna sahip olsak da, bizler sadece birer insanız. Yaşam içerisinde sürekli olarak dengemiz sarsılıyor. İşte bu dengeyi yakalamak için fonksiyonları tanımak, bizim için çok geçerli bir araç sunmuş oluyor.

Eğer algılama fonksiyonlarımızdan bir tanesi fazla aktifleşmiş ve diğeri çok fazla pasifleşmeye başlamışsa, bu aslında denge görevi gören baskın değerlendirme fonksiyonumuzun yeterince bilincinde olmadığımız, onu çok iyi kullanamadığımız anlamına geliyor olabilir. (bu kavramları daha önce duymadıysanız bir önceki yazıma göz atabilirsiniz)

İmaj; stevepb — Pixabay.com

Bu bahsettiğim dengeyi size kısa bir örnekle açıklamaya çalışayım; Bir ENFP baskın olan Ne fonksiyonunu fazla aktif kullanıyorsa, sorumsuzca herşeye atılan ve hiçbir projesini bitiremeyen istikrarsız biri haline gelebilir. Ona dengeyi veren ise Fi fonksiyonudur. Yine bir değerlendirme fonksiyonu olan Te fonksiyonunu Fi fonksiyonunun önünde tutacak olursa, bu durum onu dengelemek yerine daha da çocuksu yapacaktır. Dolayısıyla bir ENFP’yi dengeleyecek olan dışa dönük düşünme(Te) değil, içe dönük hissetmedir(Fi). Yani mizaç tipine göre kullanacağımız dengeleme fonksiyonu değişebilmekte.

Gördüğünüz gibi burada yapmaya çalıştığımız kişinin mizacını daha iyiye ulaşmak adına değiştirmeye çalışmak değil, tersine mizacındaki tüm fonksiyonları tam da onun için yerli yerinde kullanabilmesini sağlamak. Bu arada asla 16 kişiye, 16 çeşit davranış biçimi standardı konuluyor gibi düşünmeyin. Konu mizaç ya da davranışsa eğer, bir standarttan bahsedemeyiz. Sadece çantanızdaki araçları tanımanız sağlanıyor. Onları ne şekillerde kullanacağınız ise tamamen size özel. Her insan özgündür ve herhangi bir sistemin önce bu özgünlüğe saygı duyması gerekir.

Şu anda fonksiyonları tek tek anlatırken, bunlar sizin için çok fazla bir şey ifade etmeyebilirler. Mizaç tiplerinin bilişsel fonksiyonlarını yerlerine oturttuğumuzda ise, muhtemelen tekrar dönüp bu yazılara göz atmak isteyeceksiniz. Çünkü o zaman, bu bilgilerin gerçekten sizin için bir anlamı olmaya başlayacaktır. Yine de sabredip, bu konuları okuduktan sonra mizaç tiplerine geçmenizi öneririm. O zaman sistemin sizin için çok daha net yerine oturmuş olduğunu göreceksiniz.

Bir sonraki yazımda “Düşünce”, yani (T), fonksiyonunu inceliyor olacağız.

Exit mobile version