Site icon Esra Birand

Mizaç Tiplerine Giriş-Fonksiyonlar

İmaj; Free-Photos-Pixabay.com


Bir önceki yazımın ismi başta, ‘16 Karakter Tipine Giriş’ olarak belirlenmişti. Fakat sonradan ‘karakter’ kelimesini, ‘mizaç’ ile değiştirmeye karar verdim. Şimdi bu bahsettiğim yazıyı 16 Mizaç Tipine Giriş ismiyle profilimde görebilirsiniz.

Bu tipoloji İngilizce olarak ‘personality’, Türkçe olarak da ‘karakter’ ya da ‘kişilik’ isimleriyle anılır. Bense, aşağıda bahsedeceğim açıklamalardan dolayı, ‘mizaç’ kelimesini kullanmayı daha uygun buldum. Bakalım yazımı okuduktan sonra, siz de bana katılacak mısınız?

Dilerseniz ilk önce, bu kavramlara biraz daha derinlemesine bakalım;

Mizaç

Mizaç için bazen huy, bazen tabiat, bazen de fıtrat kelimeleri kullanılır. Konunun uzmanları tabiatımızın doğuştan geldiğine, yani genetik olduğuna inanıyorlar.

Bu yapısal olan yönümüz, sadece bizim motivasyonumuzu nasıl yönettiğimizle ilgilidir. Geriye kalan taraflarımızı şekillendirmek ise elbette bize kalmış. Karakter ve kişiliğimiz bizim oluşturduğumuz, aynı zamanda ruhsal gelişimimiz içerisinde değiştirebileceğimiz parçalarımızdır. Mizacımızı ise değiştiremeyiz. Fakat onu, kendimize en iyi hizmet edecek şekilde kullanabiliriz.

Esasında ne mizacımız, ne karakterimiz ne de kişiliğimiz biziz. Ben olan, benim özbenliğimdir. Geriye kalan her şey ise, özbenliğin yörüngesinde hareket etmeye çalışan diğer araçlar. Benim şimdiye kadar anlatmış olduğum tüm konular ve bundan sonrakiler, hep diğer tüm parçalarımızı özbenliğin yörüngesine getirmekle ilgilidir. Yani burada biz, bir ‘kendine dönme’ macerasını işliyor olacağız.

Benim yazılarım hep derdi kendisiyle ilgili olanlara. Gücünü kendi özünden alan kişi için zaten her kapı kendiliğinden aralanacaktır. Ona artık bu kapıları seçmek ve keşif halinde olduğu potansiyelini, yaşamına aktarmak kalıyor.

İmaj; RyanMcGuire-Pixabay.com

Karakter

Bizim mantıki ve ahlaki değerlerimizi ifade eder. Mizacımızdan etkilendiği için, işleyeceğimiz konuların dolaylı olarak karakterimizle de ilgili olduğunu göreceksiniz.

Karakterimizi inşa ederken dış dünyadan çok fazla müdaheleye maruz kaldıysak, mizacımızdan uzaklaşmış olabiliriz. Oysa mizaca uygun bir karakter inşa ettiğimizde, potansiyelimizin ve enerjimizin çok arttığını görebiliriz.

Bu konuları işlerken aslında bir taraftan da, kendi fabrika ayarlarımızı yeniden keşfetme şansımız olacaktır.

Biz bazen davranışlarımızı ya da dışarıya sunduğumuz personayı karakterimiz yönünde ortaya koyabiliriz, ama bazen de bunu yapamayız. Karakter ve mizaç içsel öğelerdir. Dolayısıyla, bir insan dış dünyada karakterine vaya mizacına ters hareket edebilir. Bu onu strese sokacak olsa da, karakteri davranışlarının sadece kemiğini oluşturur ama onları tam olarak yönetmek zorunda değildir.

Tüm bu öğeleri fark edip birbiriyle uyumlu hale getirdikçe, kendimiz için her geçen gün içeride ve dışarıda daha dengeli bir dünya yaratmamız da mümkün olacaktır.

İmaj; Free-Photos-Pixabay.com

Kişilik

Kişiliğimiz, bizim dış dünyada ortaya koyduğumuz kendimizdir. Bu, bizim somut bir şekilde görünen parçamızdır. Daha önceki yazılarımda anlattığım kavramlarla bu öğeleri tekrar yorumlayacak olursak; Mizacımızın bir kısmı bilinçte ve bir kısmı bilinçdışındadır. Dolayısıyla egomuzda olan mizacımız da var, gölge benlikte olan da. Karakterimiz egomuzda yer alırken, kişiliğimiz de personamıza dahildir.


Ego’, ‘Gölge Benlik’ ve ‘Persona’ tanımlarına, şu iki yazımdan bakabilirsiniz;

Persona
Bir maskemiz olması bizi sahte mi yapar? Ya da maske benliğimizi nasıl korur ve bize nasıl hizmet eder?

Egonun Parçalanması ve Parçaların Tekrar Entegre Olması
Kendimizi gerçekleştirmek, genelde dış dünyadaki bir arayışımız olur. Halbuki kopan parçalarımız dışarıda değil


İnsanın yapısına dair daha bir dolu tanımlama var ama ben şimdilik yalnızca bu kavramlarla yazıyı sürdüreceğim. Diğer kavramlara gerekirse daha sonra tekrar gireriz. Zaten şimdilik sadece ve sadece mizaçtan bahsediyor olacağız. Uzun bir süre konumuz, mizacımızı anlayıp onu kendi amaçlarımız doğrultusunda nasıl en iyi şekilde kulanacağımız ile ilgili olacak. Sonuçta fonksiyonlarımız sadece birer araç. Her birimiz farklı şekillerde ama harika çalışan fonksiyonlara sahibiz. Onları başarı ve içsel mutluluğumuz doğrultusunda en iyi, ve tamamen bize özgü şekillerde kullanmak ise yine bizim elimizde.

İmaj; congerdesign-Pixabay.com

Bu konuya gerçekten meraklıysanız büyük ihtimalle sık sık hangi mizaç tipine sahip olduğunuzla ilgili kafanız karışacaktır. Testler bu konuda malesef sizin için yeterli olamayacak. Bu testlerin genelde %30 ile %50 arasında bir hata payı olduğu söyleniyor. Bu büyük hata payının birçok sebebi var. En büyük sebebi de MBTI testlerinin çoğunlukla dört harf üzerinden hazırlanıyor oluşu. Konuları işlerken göreceksiniz ki; Bu dört harf, karakterinizi anlatmakta çok yetersiz kalıyor. Örneğin E- dışa dönük anlamına gelirken E ile başlayan bir karakter bazı durumlarda çok dışa dönük, bazılarında ise çok içe dönük olabiliyor. Ya da F-His anlamına gelirken, F bir karakter bazı durumlarda çok his ağırlıklı, bazılarında ise soğuk mantık ağırlıklı hareket edebiliyor.

Eğer bu konularda yeniyseniz, tüm bu kavramlar başta kafanızı çok karıştırabilir. Fakat benden ya da başkalarından bu konuyu takip ettikçe, zamanla hepsinin oturduğunu göreceksiniz. Hatta konuyla ilgili forumlarda insanlar artık neredeyse yeni bir dil konuşur gibi sohbet ediyorlar. Yani aslında neredeyse insan zihnine dair bir tür yazılım dili öğrenmiş gibi oluyorsunuz. Bu yüzden bilgisayar dillerine en çok ilgisi olan INTP’lerin, MBTI forumlarında en çok yorum yapanlardan olduklarını görürsünüz. Ama merak etmeyin. Benim gibi hep soyut konulara meraklı olmuş, sayılardan ve denklemlerden hayat boyu ödü kopmuş birisi bu konuları keyifle takip ediyorsa, merakınızı sürdürdüğünüz sürece sizin için de MBTI bir kristal netliğinde ve parlaklığında kalacaktır diye düşünüyorum.

İmaj; geralt-Pixabay.com

Öncelikle isterseniz yazının başından beri dillendirmiş olduğum ‘fonksiyon’ kelimesi ile ne anlatmaya çalıştığımdan bahsedeyim. Carl Jung ‘Psikolojide Tipler’ adlı kitabında; Geçmişten bugüne tipolojiye dair ortaya atılmış görüşleri ve terminolojiyi incelemiş, bu araştıramasını yirmi yıllık meslek deneyimleriyle birleştirerek insan tiplerine dair kendi tanımlamalarını sunmuştur. Amacı insanları kategorize etmekten çok, mesleğe dahil olsun olmasın, bu konuya merakı olan tüm eğitimli insanlara fayda sağlayacak yeni bir sistem kurmaktır.

Gerçekten de Carl Jung’un ardından gerek Psikoloji alanından, gerekse sadece bu konularda kendisini geliştirmiş kişilerden birçok takipçisi, Jung tipolojisine olağanüstü katkılarda bulundular ve bugün hala bulunmaya devam ediyorlar. (MBTI’ın kurucuları Myer ve Briggs de Psikoloji mesleğinden olmayan, kendi kendisini geliştirmiş Jung takipçilerindendi). Günümüzde, özellikle Y ve Z kuşağı bu konuyu eskisinden de sıcak hale getirdi. Biraz bilgi kirliliği yaratmış olsalar da, gelişimine ve yayılmasına önemli katkılarda bulunmuş oldular.

Ben de zaten bir taraftan konuyu araştırmaya devam ediyorum. Fonksiyonları ve mizaç tiplerini tamamen anlatmayı bitirdikten sonra, ortaya atılan yeni fikirlerle ilgili burada yazıp çizmeye devam ediyor olacağım.

İmaj; ColiN00B-Pixabay.com

Öncelikle fonksiyonlar, en başta yaptığım tanımlamalardan da çıkarım yapmış olacağınız gibi; Bizim davranışlarımızla değil, bilgiyi dışarıdan alıp zihnimizde nasıl bir işlemden geçirdiğimizle ilgilidir. Daha önceki yazılarımdan hatırlarsınız, zihnin bir istek karşısında ürettiği enerjiye biz motivasyon diyorduk. Kullanılmayan ve biriken bir enerji de stres anlamına geliyordu.

Zihin enerjimiz, psişemizdeki farklı kompartmanlarda dolaşır ve bir akış halindedir. Tabi bazen bu akış olmaz ve enerjinin belli arketiplerde (bu kompartmanlara biz arketipler diyorduk) tıkanması, belli bedensel ve zihinsel rahatsızlıklar doğurur. Bu yüzden, terapiler ve diğer kişisel gelişim uygulamaları aslında farkında olarak ya da olmayarak arketipler arasındaki bu akışı düzenlemekle ilgilidir. Bu arada tamamen bilinçli bir şekilde arketiplerle çalışan terapistler de var tabi.

Fonksiyonlar bizim bu enerjiyi yönetme biçimimizi şekillendirir. Her bir mizacın farklı arketiplerde kullandığı, farklı fonksiyonlar vardır.

İmaj; geralt-Pixabay.com

Jung, kendi tipolojisini temelde ikiye ayırıyordu;

Biz burada öncelikle dört fonksiyondan ve ardından iki tutumdan bahsedeceğiz. Bu fonksiyon ve tutumların kombinasyonu da bize toplamda sekiz tane özel fonksiyon tipi verecek.

Aslında Carl Jung kendi kitabında, önce içe dönük ve dışa dönük tutumlarından bahseder ve ardından her bir tutuma ait dörder özel fonkisyonu anlatır.

Ben bu yazıda sıralamayı değiştirmiş oldum. Önce dört temel fonksiyonu anlatıp, sonra bu 4 temel fonksiyon ışığında Keirsey Tipolojisine geçmeyi planlıyorum. Keirsey tipolojisinden faydalanarak hazırladığım tablodan, kendi mizaç tipinizi iyi-kötü çıkarabileceksiniz. Böylece 8 özel fonksiyonu işlemeye başladığımızda, kendi mizacınızı göz önünde bulundurarak konuyu takip etme şansınız olacak. 16 mizaç tipi üzerinden farklı tipoloji belirleme yöntemlerini anlatacağım için, kısa bir süre sonra kendi mizaç tipinizi çok daha net belirleyebiliyor olacaksınız.

İmaj; moise-theodor-Pixabay.com

Gelelim bahsettiğim dört temel fonksiyon tipine;

Bu fonksiyonlar sırasıyla Duyum, Düşünce, Duygu ve Sezgi’dir. Bu sıralamayı bilgiyi işleyiş sırasına göre düzenledim. Bu anlamda dördüncü fonksiyon olan Sezgi fonksiyonunu, diğer üç fonksiyondan ayırdığımı fark edeceksiniz. Bilgiyi işleyiş bakımından ilk üçü bilinçle ilgiliyken, sezgi bilinçdışı ile ilgilidir. Nedenini birazdan temel fonksiyonları anlatırken görmüş olacağız.

Temel fonksiyonlar da yine iki şekilde çalışırlar;

Bu iki türde fonksiyon bir araya geldiğinde bizim toplam mental aktivitemizi belirlerler. Bu mental aktivite sonucunda kararlara vardığımız için, davranışlarımıza da yine fonksiyonlarımızın etkisi bulunmuş olur.

İmaj; geralt-Pixabay.com

Önce biraz algılama fonksiyonlarımızdan bahsedelim;

Bir uyarana maruz kaldığımızda, işlemek için onu önce bilince alırız. Yani o uyaranı bilinçli olarak fark ederiz. Burada aktif olan, Duyum(S) fonksiyonumuzdur. Ardından bu bilgiyle ilgili yorumsuz bir analitik değerlendirme yaparız ki bu da Düşüncedir (T). Bu elde etmiş olduğumuz bilgiye doğru-yanlış, iyi-kötü ya da güzel-çirkin gibi bir değer yüklediğimizde His (F) fonksiyonumuzu aktive etmiş oluruz.

Tüm bu süreçlerden sonra, her defasında aynı işlemleri tekrarlamamak için bu kez benzer bilgilere kısayollar geliştiririz. Önceki bilgilerle bağlantılar kurar ve benzeri bilgilere dair otomatik çalışan bilindışı bir mekanizma oluştururuz. Bu bilgiyi neredeyse dürtüsel bir uyaran şeklinde algılarız ve çoğu zaman onun kaynağını bilemeyiz. Bu indirek algı mekanizmamız, Sezgi(N) fonksiyonumuzdur.

İmaj; Fonksiyonları bir tabloda daha net gösterebilmek için hazırlamış olduğum bir çizim

Bu dört temel fonksiyonun her biri bizde var ve hepimiz bunları kullanıyoruz. Sadece yapımız gereği bazılarını, diğerlerine tercih ediyoruz. Bu yapısal farklılıklara diğer yazılarda çok daha detaylı değiniyor olacağım. Şimdilik sadece bu dört fonksiyonun nasıl çalıştığıyla ilgileneceğiz. Zaten göreceksiniz ki tutum tiplerini de konuya dahil ettiğimizde, iki özelliğin kombinasyonları sayesinde fonksiyonlarımız yukarıda bulunan görseldeki gibi dörtten sekize çıkmış olacak.

İmaj; geralt-Pixabay.com

John Beebe’ye göre ilk iki baskın fonksiyonumuz biz daha henüz küçük bir bebekken kendisini belli etmeye başlar ve bu iki fonksiyona göre diğer altı fonksiyonumuz da zamanla şekillenmiş olur.

Dünyayı kendi fonksiyonları ile yorumlamaya alışmış bir çocuk, onu bu fonksiyonları vasıtasıyla yorumlar. Yani bir nevi, fonksiyonları onun filtreleri olur. Zamanla bu gördüğünün, dünyanın kendisi olduğunu kabul etmeye başlar.

Zaten bu yüzden her birimiz için nesnel gerçeklik örtülüdür. Onu tam olarak bilemez, kendi gerçekliğimizi gerçeğin ta kendisi olarak kabul ederiz. İşin garibi, bu ilüzyona ne kadar kapılırsak nesnel gerçeklik bizden o denli uzaklaşır. Kendi bildiğimiz dünya görüşünden şüphe duyduğumuz ölçüde de, ona yaklaşmaya başlarız.

İlginç değil mi? Ancak gerçeği bilemeyeceğini kabul ettikçe gerçeğe yaklaşıyorsun ama gerçeğe yaklaşmak zaten gerçeğin bilinemez olduğunu kabul etmek demek. Yani gerçekle aramızdaki sınırların her zaman orada duracağının farkında olmak.

Fonksiyonlar konusunda gerçekten derinleştikçe, bu farkı çok daha belirgin bir şekilde görmeye başlıyoruz. Bu yüzden Myer-Briggs, mizaç tipleri üzerine geliştirdiği MBTI sistemini anlattığı kitabına, “Farklılaştıran Yetenekler” adını veriyor. Gerçekten de bu konuları işlerken en yüzeysel sandığınız kişinin aslında ne derin, en normal görünenin esasında bir deha taşıdığını fark ediyorsunuz. Zaten MBTI’ın amacı da bu dehayı ortaya çıkarmak.

Myer-Briggs’e göre biz belirgin olarak 4 özel fonksiyon kullanıyorduk ve fonksiyonlarımız bir hiyerarşi şeklinde zihnimizde görev yapıyordu. Bu sıralamanın düzenine göre de 16 ayrı mizaç tipi ortaya çıkıyordu. Bu biraz eski kalmış bir tanımlama ama yine de sonraki gelişmelere muhteşem kapılar açmış bir keşif. Öncelikle John Beebe, daha önce meslektaşlarının ortaya atmış olduğu fikri destekleyerek, tüm 8 fonksiyonumuzu aslında her birimizin kullandığını belirtti. Ardından bunların bir hiyerarşi şeklinde değil, arketipler doğrultusunda motivasyonumuza yön verdiğini keşfetti.

Tüm bunlar kafanızı karıştırmasın çünkü zamanla her bir konuya detaylıca gireceğiz. Burada bahsettiğim her fikrin açılarak, tek tek netleştiğini göreceksiniz.

Evet biz bu 8 fonksiyonu çocukluğumuzdan beri 16 farklı şekilde kullanıyoruz. Zamanla nerede hangisini daha iyi kullanacağımızı öğrendik. Güçlü ve güçsüz yönlerimizi fark ettik. Bazen de yaşama iç güdüsüyle güçlü fonksiyonumuzu kapatıp, güçsüz fonksiyona yöneldik. Sistemimiz çoğu zaman dışarıdan müdaheleye uğradı. Bazı durumlarda ihtiyacımız olan değil, olmayan fonksiyonu kullanır olduk. O günün gereklilikleri geçince de öğrendiğimiz bu yanlış bilgiler doğal olmadığı ve motivasyonumuzu desteklemediği için, ayağımıza köstek olmaya başladı. Kendimizi olmadık yerlerde sabote eder olduk.

İmaj; JacksonDavid-Pixabay.com

Şimdi mizacımızı anlayıp fabrika ayarlarımızı hatırlayabiliriz. Herşeyiyle harika olan doğal yeteneklerimizi keşfedip, onları motivasyona ihtiyaç duyduğumuz yönde kullanabiliriz.

Motivasyonumuza göre tekrar gözden geçirdiğimiz dış dünya ve dış dünyadaki beklentilerimize göre yeniden dizayn edilmiş motivasyonumuz, tüm güçlü yönlerimizi ve aslında potansiyelimizi açığa çıkaracak.

Bu arada hayat şartlarının bize zorla geliştirtmiş olduğu, esasında geri planda kullanılmış olması gereken fonksiyonlarımız da, bizi mizacımızın gerektirdiğinden çok daha güçlü şekilde destekler hale gelecek. Yani eskiden ayağımıza çelme olan kancalar, bugün isteklerimizi hayata geçirip onları kendimize çekmekte harika araçlar haline gelebilecekler.

Daha önce de bahsettiğim gibi, eğer tüm bu terimlerle yeni karşılaşıyorsanız, başta sizin için pek bir şey ifade etmeyebilirler. Yazılım bilen ya da analitik formüllere başka şekillerde aşina olan biriyseniz, sizin için bu konuyu kavramak muhtemelen çok kolay gelecektir. Diğer taraftan soyut konulara ve sosyal bilimlere merakınız daha yüksekse, başta sadece bir takım harfler görürken, zamanla bu harflerin ve terimlerin sizin için harika şekilde anlamlı olmaya başladığını fark edeceksiniz. Dolayısıyla size tavsiyem; Kafa karışıklığına aldırmadan, konunun sadece özünü anlamaya çalışarak okumaya devam etmeniz olacak. Gerisi kesinlikle kendiliğinden gelecektir.

Bir sonraki yazım; Duyum, yani S (sensing) fonksiyonunu detaylandırıyor olacak.

Exit mobile version