Göz kapaklarım aralanıyor,
Işıl ışıl yanıp sönen bir pırıltıya uyanıyor.
Cennetten yeryüzüne inen bir şeyler var,
Üzerime sonbahar yaprakları yağıyor.
.
Altın kırmızı…
Altın turuncu…
Altın sarı…
Altın pembe…
Altın eflatun…
.
Aralarından süzülen ışık, bir yanıp bir sönüyor,
Bir şey anlatmaya çalışıyor.
.
Yenilenme zamanı.
.
Eski, kabuk kabuk dökülürken,
Gösterişli bir veda ediyor zamana,
Ve sonsuzluğa karışıyor.
.
Suyun üzerini kapatan bu yapraklar,
Hafızada ne gizliyor olabilir?
.
Sonra rüzgarla havada asılı kalmış bir tanesi,
Hangi zamandan kurtarmak istiyor bedenini?
Ya da yapışmaya mı çalışıyor zamana?
.
Anlar ve haller arasında süzülmek,
Tutunamamak ikisine de,
Ama eskimek onlarla…
Bundan mı yitip gitmek gayreti?
Yoksa buna mı yapışmak?
Ardından gelecek olan karakışı müjdeliyor rüzgar,
Çünkü ancak karakış verecek baharın müjdesini.
Yeniden cıvıldayacak kuşlar,
Yeniden canlanacak toprak,
Yeniden portakala dönüşmek için sabırsızlanacak çiçekler,
Yeniden yeniden yeniden yeniden…
Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz
Sonbahar, yeniden…
