Anasayfa Derinlik Psikolojisi Psikomitoloji Üzerine

Psikomitoloji Üzerine

Esra Birand
Yayınlanma: Güncellenme 324 Görüntülenme Kolektif bilinçdışını mitoloji ile okumak...

John Locke, 17. yüzyıla ‘Tabula Rasa’ metaforuyla damgasını vurmuştu. Buna göre birey dünyaya boş bir levha gibi gelmekteydi. Bu levhayı ise yaşam içerisinde edindiği deneyimler dolduruyordu.

Bu haliyle de Sokrates ve Descartes gibi, kişinin ruhunda doğuştan sakladığı bilgiler olduğunu savunan düşünürlerden, tamamen farklı bir yere konumlanmıştı.

Locke, felsefesini geliştirirken ne metafiziğe dair bir duruş sergilemek ne de bir dünya görüşü ortaya koymak ister. 

O, pratik yaşamı kolaylaştıracak yararlı buluşlar peşindedir.

Deneyim bilgi için tek kaynak olduğunda, elbette bu düşünürün çocuk gelişimine dair de söyleyeceği önemli fikirleri vardı. 

Dönemine göre o denli ileri görüşlü ve sağlam yapılandırılmış bir felsefe, elbette bu yüzyılda geniş bir yer bulmuştu.

Bilinçdışı

Diğer taraftan Jung’a göre ise “Tabula Rasa” çağın en yanıltıcı anlayışı olmuştu. Bu arada kendi araştırmalarında türlü şekillerde, bireyin belli bir birikimle doğduğunu kanıtlamıştı. 

Öncelikle farklı kültürlerden gelen çeşitli altyapıya sahip insanların rüyalarında ortak motiflere rastlıyordunuz. Üstelik bu motifleri araştırdığınızda mitoloji ve masallarda tesadüf sayılamayacak rastlantılar bulunmaktaydı. 

Ardından serbest çağrışım uyguladığı hastalarındaki rastlantıları da bir araya getirdiğinde, insanlık olarak ortak bir içeriğe sahip olduğumuz fikri derinleşmiş oldu.

İlerleyen yıllarda ise kolektif bilinçdışı ile etkileşimimiz ve bilinçli yaşamımızdaki izdüşümleri üzerine çok daha derin çalışmalar yapacak ve arketip psikolojisini geliştirerek, modern dünyaya sunmuş olacaktı.

Arketip Psikolojisi esasında tam olarak yeni bir buluş sayılmaz. Jung’un gerek bilinçdışı çalışmaları, gerekse tipolojiye dair ortaya koyduğu teoriler kadim zamanlardan günümüze uzanan bir çok felsefeyi barındırır. Bu arada Kur-an da dahil olmak üzere, kutsal kitaplar da bu araştırmalarda derin bir şekilde yerini almıştır.

Zaten Analitik Psikoloji için; Soyut ve dağınık sayılabilecek tüm bu bilgilerin tek bir iskelete, analitik bir yaklaşımla yerleştirilmiş hali diyebiliriz.

İmaj: pixabay.com, geralt

Bilinçaltı ve Bilinçdışı

Bilinçaltı fikrinin ilk mimarı Freud olarak bilinir. Kökleri yine geçmişe dayansa da, gerçekten de bilim dünyasına bilincimiz dışındaki alanı ilk sunan Freud olmuştu.

Fakat bu fikir Jung için yeterli değildi. Ona göre bilincin altı ya da üstü yoktu. Bilinçli olan ve bilincin dışında kalan bilgi vardı. 

Jung, yukarıda da belirttiğimiz gibi, yıllar içerisinde bilinç ve bilinçdışı olarak yaptığı ayrıma – ki bu tam olarak keskin bir ayrım değildir- bir de kolektif bilinçdışı fikrini eklemiş oldu.

Kişisel Bilinçdışı

Kişisel bilinçdışı, bireyin kendi yaşanmışlığından gelmektedir. Kişinin kendisini tanımladığı parçaların bazıları türlü nedenlerle, ki çoğunlukla sosyal yaşama uyum sağlama kaygısıyla, bilinçte kabul görmeyip bilinçdışına itilirler. 

Bütünlenme ve bireyleşme arayışındaki bir kişi aslında bu parçaların arayışına çıkmıştır. Çünkü bilinçdışının çözümleme ya da düzenleme özelliği yoktur. Tüm nitelikler olumlu ve olumsuz yönleriyle bilinçdışında akış halindedir. Farkında olmadığımız bir nitelik bu durumda bağımsız demektir.

Üstelik psişe sürekli enerji akışını dengelemek ister. Dolayısıyla bir parça ne denli görülmek istenmeyip derinlere itiliyorsa, o güçle kendisini bilince atacaktır. İşte bu gerilimin kendisi komplekstir ve duygu dalgalanmalarımızı da bu kompleksler oluşturur. Ki bu durum her zaman kötü değildir ama bilinçsiz olduğumuz ve ışık görmeyen bir taraftır.

İmaj: pixabay.com, geralt

Kolektif Bilinçdışı

Kişisel bilinçdışı, Freud terminolojisinde bilinçaltı kavramına denk gelir. Oysa kişisel değil de, kolektif bilinçdışı dediğimizde ise aslında psişenin çok daha büyük bir parçasından bahsediyoruz. 

Elbette psişede kesin ve net ayrımlar yok. Bilinç ya da bilinçdışı, kolektif ya da bireysel çoğu yerde iç içe geçmiş durumda. Fakat kolektif olan, insanlık tarihinden gelen en ilkel ve en bastırılmış yönlerimizi içerir. Bu yüzden de bir o kadar belirsiz, görülmez, anlaşılmaz, etkisi derin ve komplike bir yapıdır.

Kolektif olan bir bilinçdışı içeriğe direk ışık tutmak ve onu görmeye kalkışmak aslında çok ürkütücüdür. Benlik baş edemeyeceği büyüklükte bir bilgiyle karşılaştığında onu anlamlandıramaz ve yapılandıramaz. Dolayısıyla bu içeriğin etkisi altına girip, büyük bir kompleks tarafından savrulabilir. 

Ya da nesneler dünyasına ait olmayan bilinçdışı bir içerik, kendisini bilinçli dünyaya, yani nesneler dünyasına aitmiş algısı yaratabilir. Paranoya ya da şizofrenide olduğu gibi.

Bu yüzden çoğu zaman egonun kaldıramayacağı içerikler psişe tarafından engellenir ve adeta arada bir duvar vardır.

Bazen bu konuda çok tutkulu kişiler ayahuasca ya da benzer kimyasallar içeren uyuşturucularla bu duvarın ardına geçmeye kalkar. Bu ise birçoğu tarafından oldukça tehlikeli bulunur. Bu bariyeri aşarak ulaşacağınız parçanız kişisel bilinçdışına dair bir içerikse, belki sadece büyük ve etkili bir deneyim yaşarsınız. 

Fakat bu kontrolsüz ortamda, yani psişenin kendi kontrolüne müdahale edilmiş olan bu durumda, karşınıza çıkan büyük bir kolektif içerikse, benlik bununla baş edemeyecektir. Sonuçta kalıcı ve geri döndürülemez bir savrulma yaşanabilir.

Rüyalar Kişisel Mitlerimiz, Mitler Kolektif Rüyalarımızdır. – Joseph Campbell

Fakat kolektif içeriği güvenli sularda araştırmanın çok daha etkili ve keyifli bir yolu vardır. Nasıl ki bireysel bilinçdışını anlamlandırmak ve bilincimize entegre etmek adına rüyalar bizim için harika bir kaynak sunuyorsa, kolektif rüyalarımız olan mitler ve masallar da  çok daha büyük parçaları semboller yoluyla önümüze sunan muhteşem içeriklerdir. 

Bu yüzden de mitoloji ile ilgilenmek çok keyiflidir. Orada köklere dair bir yakınlık hissi, bir sıcaklık vardır. Hikayeler orjinal halleriyle her zaman çok pozitif olmayabilir ve bizi zorlayan öğeler içerebilir. Fakat biliriz ki, aslında bu haliyle en ilkel yönlerimizi bize yansıtıyordur. Dolayısıyla aslında korkulacak değil, anlaşılacak bir içeriktir. Çünkü kaldırabileceğimiz dozajlarda bir yüzleşme, bizi naiflikten kurtarıp yolculuğun gerçek kahramanı haline getirebilir.

Çoğu zaman insanlar, karanlığa karşı savaşıyorum zannederken aslında kendilerini kalın surlar arkasındaki kalelerine hapsederler. Gerçek anlamda kendi karanlığıyla yüzleşmiş bir kişi, değerler sistemi sandığı kalesinden çıkıp gerçek dünyada daha bilge bir yaşam sürme şansı da edinmiş oluyor.

Bir taraftan da bilinçdışı potansiyel demektir. Bilince gelmiş bilinçdışı bir içerik ise, potansiyelini yaşama aktarmaktır. Eğer benlik bunu, bu içerik tarafından ele geçirilip savrulmadan yapabiliyorsa, o potansiyeli kullanabiliyor demektir. Bireyleşme ve bütünleşme de esasında, potansiyelini yaşamına aktarma çalışmasıdır.

Beğenebileceğin Diğer Yazılar

2 Yorum

Murat mert Haziran 20, 2022 - 7:42 am

Esra hanım teşekkür ederim değerli bilgileriniz için ve benimle paylaşac ağınız bilgiler içinde böylesi benim için hem zevkli hem kolay sağolun var olun Hocam

Yanıt
Esra Birand Kasım 14, 2022 - 3:26 pm

Teşekkür ederim Murat Bey. Faydam dokunabiliyorsa ne mutlu bana!

Yanıt

Bir Cevap Yazın

Esra Birand sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin