Carl Jung, insan ömrünü öğleden önce ve öğleden sonra olarak ikiye ayırıyordu. Öğleden sonraya geçmeye hazır olmayan birisi için bu süreç acı verici olabiliyordu. Halbuki öğleden sonranın da en az öğleden önce kadar anlamlı, sadece daha farklı olduğunu fark edebilenler için bu zaman aslında çok keyiflidir.
Ayrıca Jung’ın kendisi de son yıllarını Zurich’deki evinde mutlu bir adam olarak geçirmiştir. 86 yaşında bu evde vefat eden Jung, son kitabı Anılar, Düşler, Düşünceler için yaptığı röportajları da bu evde gerçekleştirmişti. Youtube’da bu röportajların bazı bölümlerine Türkçe altyazılı olarak rastlayabilirsiniz. Ayrıca Zurich’deki evinin de bir çok açıdan fotoğrafları Google arama motorunda bulunabilmekte.
Ben daha önce ‘Kendini Bilmek’ adlı yazımda olduğu gibi, diğer yazılarımın ve Instagram paylaşımlarımın bir çok bölümünde insanın mutlu olduğu ve keyif aldığı bir yaşam için kendini tanımaya yönelmesine, hatta kendini gerçekten yaşıyor olmasına sıkça değinmiştim. Geçmişten bugüne bir çok düşünürün ve inanışın üzerinde durduğu bu kendini tanıma sürecine Carl Jung muhteşem bir sistematik yöntemle yaklaşır ve bu sürece ‘bireyleşme’ adını verir. Yalnız, Carl Jung’ın önerisine göre bir insan sağlıklı bir ego ve persona oluşturduktan sonra bireyleşme sürecini başlatmalıdır. Ben sağlıklı ego ve persona derken neden bahsettiğime ¨Persona¨ adlı yazımda bolca değinmiştim. Uzun bir yazı olduğu için belki tamamını okumak istemeyebilirsiniz ama ego ve persona başlıklarına bakmanızı, orada çizdiğim şemaya bir göz atmanızı öneririm.

Jung’a göre kişi bir ayağını sağlam bastıktan sonra, diğer ayağı için zemin hazırlamalı. Yani dış dünyadaki ayağı sağlam olduktan sonra iç dünyaya yönelmeli.
Ben bu konuda kendi deneyimlerimi değerlendirip, etrafımdaki kişilerin fikirlerini aldıktan sonra bu görüşe tam olarak katılmadığımı fark ettim. Günümüzde iç dünyasında kendi değerleriyle iletişim halinde olan birisi, dış dünyada da daha sağlam adımlarla ilerliyor. Aynı şekilde dış dünyada sağlam bir çizgi oluşturdukça iç dünyasını dışarıdan etkilenmeden çözme şansı da artıyor. Belki de aradan geçen süre içerisinde dünyanın koşulları bizim için çok değişti ve sıralama yapmak yerine paralel bir süreç geliştirme gereksinimimiz doğdu.

Carl Jung’a göre insanın doğal ve kültürel hedefleri vardı. Doğal hedef çocuk sahibi olmak ve ailesi için gereken koşulları oluşturmaktır, ki buna para ve toplumsal konum elde etmek de dahil.
Kültürel hedef ise doğal hedeflere kıyasla çok daha zordur ve iç dünyamıza yönelmekle, yani kendimizi içsel süreçlerimizde zenginleştirmemizle ilgilidir. Artık kendi doğamızın veya eğitimlerimizin bize bu dönemde pek bir yardımı olamıyor. Böylece kendimizi neredeyse hiç destek almadan yürüdüğümüz bir yolda buluyoruz.

Doğal olarak bir çok insan bu köprüyü geçmek istemez ve genç olma hırsına kapılır. Bu da çoğu zaman çocuklarına ya da gençlik yanılsamasına yapışmak şeklinde kendini gösterir. Bu yapışma — bırakamama hali iç dünyada fırtınalı ve stresli bir dönemi, Jung’ın deyimiyle ikinci bir ergenliği yaşatabilir.
Burada yapılması gereken artık öğleden önce dış dünyada bulunanın, bu defa iç dünyada aranmaya başlaması.
Daha önce yukarıda belirttiğim ‘Persona’ isimli yazımda sosyal maskemizin beş farklı şeklini anlatmıştım. Bu yazı sonlara doğru ‘negatif restorasyon’ başlığı altında geride bırakılamayan gençlik konusuna da biraz değiniyor. Carl Jung negatif restorasyonu anlatırken çarpıcı bir örnekten, Amerika’da iş adamı olan bir hastasından bahseder. O dönem, fırsatları gören gayretli Amerikalıların çok çalışarak genç yaşta hızlı servet edinebildiği yıllardır. Bahsi geçen bu kişi de büyük bir azimle servet edinmeye çalışmış ve kendisine 40’ında emekli olmayı hedeflemiştir. Halbuki hayalini kurduğu servete ulaşınca bunalıma sürüklenmiş ve doktorların desteğine başvurmuştur. Hekimleri ona tekrardan işe dönmesini öğütler. İşte bu bakış açısı, Carl Jung’a göre negatif restorasyondur. Çünkü öğleden önceki yöntemin, öğleden sonra da işe yarayacağını düşünürüz ve gençliğimizdeki çözümlerimize yapışmaya çalışırız. Halbuki bu davranış öğleden sonrasını, öğleden sonraya göre yaşaması gereken kişi için sorunları daha da derinleştirecektir. Nitekim önceki yazımda da belirttiğim gibi bu iş adamı tekrardan işe dönmesiyle beraber çok daha derin bunalımlara sürüklenir ve ayrıca sağlık sorunları da yaşamaya başlar. Farklı uğraşlar edinmeye kalkışsa da bir süre sonra bakıma muhtaç hale gelir. Jung’a göre bu kişi öğleden öncenin çözümlerinde ısrar ettikçe regresyon daha da ilerlemiş yani git gide geriye, tıpkı bebekliğinde annesinin bakımına ihtiyaç duyduğu günlere dönmüştür.

Bilinçdışının ne kadar kuvvetli olduğunu artık hepimiz biliyoruz. ‘Kendimizi neden sabote ederiz?’ adlı yazımda da türlü nedenlerle kendimizi farkında olmadan nasıl da engellediğimize değinmiştim. Gerçekten de kendimizi sabote etmeyi bıraktığımız anda öyle etkili, öyle hızlı yol alabiliyoruz ki… Ve işin garibi bu engelleri görüp bilinçli şekilde kaldırmadan, kendimizi engellediğimizin zerre kadar farkında olamıyoruz. Kendini sabotajın çözümü ise en basit haliyle, kendini tanımak yani kendine yönelmek. Dağılan parçaları bulup tekrar zihinde onları bir birine entegre etmek. Parçaların dağılması ve tekrar entegre edilmesi ile ilgili en kısa zamanda bir yazı yazmak istiyorum. Umarım istediğim şekilde basit ve net bir anlatımla bu konuyu aktarmayı başarabilirim.
Kişinin öğleden sonraya geçerken artık değişimin farkına varıp kabullenmesi ve gençliğini bırakıp yeni hayatına adım atabilmesi gerektiğinden bahsettik. Fakat bunu yaparken bu defa da farklı bir fırtınaya sürüklenebiliyor. Öğleden sonra, sabahın değerlendirmesinin yapılması ve hataların gözden geçirilmesidir. Halbuki gençliği reddedip bir kenara atmak değildir. Karşıta savrulma ve eskiyi bastırmak yine dengeyi bozacaktır.
Jung, Herakleitos’un karşıtlar ilkesinden çok etkilenmiştir. İç dünyamızdaki tüm parçaların da kutuplar halinde enerji ürettiğine inanır. Kutupların bir tanesine aşırı yüklenilmesi ve diğerinin bastırılması ile ilgili Nietzsche’den alıntı yaparak ¨ insanın kendi kendisini, kendi değerleriyle boşaltması¨ ifadesini kullanır.

Şimdilik bu yazımı fazla uzatmadan burada bırakıyorum. Son olarak belirtmek gerekirse, sağlıklı bir zihin için tüm parçalarımızın dengede olması önemli. Belki de kendini tanıma süreci, henüz doğal hedefler peşinde koşarken başlamalı. Gençlik dönemi öğleden sonraya geçildiğinde artık sona ererken, ona ihtiyacı olan şefkati de göstermeli, yapmış olduğu tüm hatalarla barışmış olarak onu geride bırakabilmeliyiz.
