Aklının sürekli aynı kişide olması, ona yüklenmiş idealize nitelikler, söylediği her sözü ve yapmış olduğu her hareketi tekrar tekrar zihninde oynatıyor olmak ya da her an onu merak etmek…
Bunlar sanki aşk, hatta bir nevi kara sevdayı çağrıştırıyor gibi. Fakat muhtemelen burada yaşanan takıntının aşkla bir ilgisi yok, sadece kişi limerence dediğimiz duruma düşmüş.
Geçenlerde izlediğim bir videoda, genç bir kız gerçekte hiç beğenmediği birini zihninden atamamaktan yakınıyordu. Burada ‘gerçekte hiç beğenmediği’ ifadesini yeniden vurgulamak isterim. Yapılan yorumlardan bazılarında, bu çocuğun aslında kıza aşık olduğu için onu manifest ettiğini, tek açıklamanın bu olabileceğini yazanlar olmuş. Üstelik bu tarz yorumlar da çok fazla beğeni almış. Bunlar ise bir fantazi tuzağı olan limerence halini, tam da derinleştirip tetikleyecek türde yaklaşımlar. Oysa limirence pek de göründüğü gibi romantik ya da komik değil, aksine yaşamı felç edebilen son derece melankolik bir hal.
Bu arada bahsi geçen tarzda espirili videolar ya da yorumlar sakıncalı demiyorum, tersine ilgi çektiği ve konuya parmak bastığı için onları gayet faydalı buluyorum. Bunun yanında bazen bu tür kavramlar konuşulduğunda çileden çıkan ve yeni yeni icatlar çıkarılmış olmasına hayıflananlar oluyor.
Oysa kişinin iç yaşamını sorgulaması ve hem kendisini, hem de yaşadıklarını anlamlandırabilmesi için, somut kavramlar geliştirmek bir gereklilik. Çünkü bunlar aslında üretilen değil, sadece adı konan durumlar. Adını koyamadığımız hislerle baş etmek ise neredeyse imkansızdır. Bir kavramı tanımak, onu zihnin işleyebileceği alana getirir. Böylece bilinçdışı durumlar bilinçte entegre edilebilir. Bu durumda insanı sabote eden ya da bastırıldığı için hastalığa dönüşebilecek duygular, yaşama aktarılmış hatta kişiyi ileri iten bir güç haline gelmiş olur.
Elbette her şeyde olduğu gibi, bu tür analizler de abartıldığında toksikleşebilmekte. Yani her duygusuna ille isim koymaya çalışmak, her saniye kendini masaya yatırmak, hatta çevredekilerin kendi kafasına göre etrafa tespitler savurması… gibi fazla ileri gitmek duyguların dünyasını katılaştırıp, bizi kendimizden uzaklaştırabilir. Öyleyse kavramları bilmek ama kendini her saniye analiz etmeye kalkışmadan, sadece iç dünyanla ilgili bir farkındalık seviyesinde kalmak doğru bir denge olabilir.

Limerence daha çok çocukluk travmaları ve bağlanma sorunları ile ilişkilendirilen, gerçeği yansıtmaktan uzak ve kişinin yaşamını olumsuz etkileyen, üstelik bunu da aşk perdesi altında yapan takıntılı bir ruh hali. Bu takıntı kişinin tanıdığı ya da tanımadığı birine, hatta bir ünlüye dahi yansıtılmış olabilir. Zaman zaman da limerence geliştirdiği kişi, aslında hiç beğenmediği birisidir. Elbette insanlar bazen çok gerçekçi görünmeyen fantazilere düşebilirler. Fakat bu fantaziler bir nevi aklını yitirme ve gündelik yaşamı aklı başında bir halde sürdürememeye varmışsa, yaşanan sürecin bir limerence olduğu düşünülebilir.
Şimdilik bu kavrama Türkçe bir karşılık geliştirilmemiş. Fakat bir karşılığı olduğunu fark eder etmez yazımda düzeltmelere gideceğim.
Yakında muhtemelen dilimizde de sık sık karşılaşacak olduğumuz bu kavramı açıklamaya girişmeden önce, aşk ve platonik aşk durumlarının üzerinden biraz geçelim istiyorum.

Aşk Nedir?
Bana göre aşk kendini tanıma, anlama ve içindeki güzellikleri bulup çıkarma çalışması. Yani karşı taraf bizim için bir vesile ve aynı zamanda bir ayna.
Bu ayna bize bazen altın gölge, bazen de karanlık gölge yanlarımızı gösterir. Nihayetinde kör alanlarımıza ışık tutar ve onları tanıyıp bilinçli yaşantımıza entegre etmemizi sağlar. Sonuçta bilinçsiz yanlarımız bizi baskılayıp sağa sola savurabilirken, bilinçli olan taraflarımız gerçekleştirdiğimiz potansiyelimizdir.
Aşık olduğumuzda güneş daha ışıl ışıl, meltem daha tatlı ya da ortamımız çok daha eğlenceli gelir. Diğer yandan karşı tarafta hayranlık duyduğumuz özellikler çoğunlukla kendimizde olan ama tanımlamakta zorlandığımız, bize ait yanlarımızdır. Bazen bu kişi o niteliklere sahip bile olmayabilir. Öte taraftan da bazen birlikte olduğumuz insan, bize hassas düğmelerimizi gösterir. Sabırsızlık gösterdiğimiz ya da fazla tepki verdiğimiz durumlarda, aslında kendimize dair anlamamız gereken bazı yönlerimiz için koordinatları görmüş oluruz.
Bu tanımlamayı yaptığımda açıklamamı yeterince gerçekçi bulmayan ve aşkı hafife aldığımı düşünenler olabiliyor. Bu arada Robert A. Johnson “Aşkın Psikolojisi” isimli kitabında, bu tarz bir yansıtmayı eski bir masal üzerinden eleştiriyor. Johnson’a göre manevi arayışla yapılan bu tarz bir yansıtma kişinin iç dünyasının derinliklerini anlama çabası olabilir, fakat yetersizdir. Eğer bu yansıtmalar çekilmez ve karşı taraf gerçek bir insan olarak sevilemezse, kişi aslında dünyevi bir aşkın fiziksel yaşam için sunabileceklerinden mahrum kalır. Romantik aşkın taşkın sularında ölümle boğuşurken, gerçek hayatın huzurlu ve yaşam veren aşkını tatma şansı edinemez. Gerçek yaşam ise ellerinden kayıp gitmiş olur.
Bu durumda diyebiliriz ki; Tutkulu aşkın iç dinamiklerimizi yansıtan, huzur veren ve yeryüzüne ait aşkın ise yaşamın güzelliklerini belki de sıkıcı ama bir taraftan da keyifli şekillerde bize sunan yanları vardır.

Platonik Aşk;
Platon’a göre doğada gördüğümüz her şey aslında tam ve kusursuzdu. Mükemmel olmayan her şey sadece kendi mükemmelliğinden nasiplenmemiş olanlardı. İnsan da ölümlüydü çünkü henüz o da tamlığa ulaşamamıştı. Bir şekilde erdem merdivenini tırmanmasıyla eksik niteliklerini yeniden kazanabilir ve mükemmelliğine kavuşup ölümsüzleşebilirdi.
İşte bu yüzden insan kendisinde noksan gördüğü şeylere aşık oluyordu. Örneğin kısa birisi uzun kişilere, öfkeli birisi sakin kişilere ya da katı karakterler duygulu ve hassas gördüğü insanlara çekilir. Amaç aslında noksanlığı tamamlama ve mükemmele ulaşma, yani ölümsüzleşmektir.
Fiziksel aşk sadece bir çocuğun doğumuna sebep olurken, manevi aşk erdem doğurur ve insanın mertebe atlamasını sağlar. Öte yandan kavuşulamayan aşk ise kişiyi erdem merdiveninden tırmanmaya zorlamaktadır. Böylelikle maneviyatını geliştirmesi yönünden karşılıksız aşk, zamanla “Platonik” sıfatına layık görülmüştür. Bu tanımlamayı almasının bir sebebi de, ortada fiziksel temas ya da cinsel arzuların doyumu gibi heveslerin olmamasıdır. Çünkü kişiyi erdem merdiveninden düşüren çoğunlukla dünyevi arzularıdır.
Platonik aşk dediğimizde cinsel fantazilerin ötesinde, kavuşma beklentisi olmayan idealize edilmiş bir aşktan bahsediyoruz. Platonik aşk her ne kadar yüceltilen ve hatta belki kutsanan bir durum olsa da, limerence dediğimiz hal aksine kişiyi herhangi bir merdivenden çıkarmak yerine onu defalarca aşağıya atmakta. Çünkü limerence içe dönüp kendinle yüzleşmekten ziyade, aslında kendi iç dünyandan bir kaçış aracı.
Bu durumda limerence için derinleşememiş ve çocuksu kalmış bir duygusal regülasyon yöntemi diyebiliriz. Çocuksu diyorum çünkü limerence’ın aslında ihmal edilmiş çocuklukla ilgisi olduğu düşünülüyor. Zamanında ihtiyacı ve hakkı olan ilgiyi görememiş bir çocuk, yetişkinliğinde de bu yakınlık boşluğunu gerçekliği olmayan fantazilerle giderme alışkanlığını sürdürmeye çalışıyor. Çocukken akıl sağlığımızı koruyan mekanizmalar, yetişkin yaşamına dar geliyor ve kişinin gündelik hayatını aksatıyor.

Limirence’ın duygusal regülasyon yönünü açıklamadan önce, dilerseniz iki farklı regülasyon çeşidine bakalım;
Co- Regülasyon: Burada kişi duygusal ve bilişsel süreçlerini düzenlemekte başkalarından destek alır. Özellikle ebeveyn-çocuk ilişkileri, öğretmen-öğrenci ilişkileri ve romantik ilişkiler gibi yakın ilişkilerde co-regülasyon önemli bir kavramdır.
Birisiyle konuşmak, terapi almak ya da sadece bir yakınına sarılmak birer co-regülasyon örneğidir. Bir arkadaşınız size “seni anlıyorum” dediğinde sorunlarınızı çözmüş olmaz belki ama onlarla baş etme gücünüzü yeniden kazanmanızı sağlar.
Bireysel Regülasyon: Burada kişi kendi duygularını düzenlemek konusunda yalnızdır ve tek başına bunu yapacak stratejiler geliştirir. Örneğin duygu ve düşüncelerini yazdığı bir günce tutmak, bir hobi ile ilgilenmek, doğa yürüyüşleri ya da spor bu anlamda oldukça yardımı olan uygulamalardır.
Her iki regülasyon şekli de insanın ihtiyacı olan duygusal dengeyi sağlamasında yardımcı olur, ancak biri diğerinin çok önüne geçmedikçe! Kişi kendini regüle etmek için başkalarına bağımlı hale geldiyse ya da hiç yardım almadan sadece kendi yöntemleriyle içsel dalgalanmalarını çözmeye çalışıyorsa, bu durum onun için sağlıksız süreçler yaratabilmekte.
Yakınlık ihtiyacı asla yadsıyamayacağımız insani bir gerçek ve bunu tek başına çözmeye çalışan bir kişi fantazilerin fazlaca derin ve bu yüzden de toksik dünyasına teslim olmak zorunda kalır. Biraz fantazi elbette zihin için keyifli, hatta bazen faydalıdır da. Fakat gerçek dünya ile ilişkisini zedeleyecek boyuta geldiğinde, dış ve iç dünya arasındaki dengeyi bozup kişinin yaşamını çatırdamaya başlayacaktır.
Kişinin yaşamın çözülmesi gereken problemlerinden kaçınma bahanesi, onda gerçek ilişkiler kurmakta isteksiz olmak ve karşısına çıkan fırsatları da çoğunlukla elinin tersiyle itmek gibi davranışları geliştirebilir. Çünkü önümüze çıkan her fırsat yanında çözülmesi gereken problemler ve ödenmesi gereken bedeller ile gelir. Bunlardan kaçabiliyor olmanın ve fantazi dünyasının bedelsiz mutluluğuna kapılmanın karşısında, kişi amansız bir bağımlılığa düşmüş olur.

Zamanla gerçek yakınlıklar kuramayan, hatta bunu istemeyen, yoksunluk ve yalnızlıkla kıvranan bir melankolik haline gelebilir. İflah olmaz bu aşığın aşkına kavuşmak istemesini beklersin ama muhtemelen durum tersinedir. Kavuşulan aşk kendi beklentileriyle gelir. Fantazideki aşk ise beklentisizce kişiyi göklere çıkarır, onu değerli hissettirir ve bu cazibesiyle onu kendi karanlığında tutsak eder.
“…
Aysel git başımdan
Seni seviyorum!”
Atilla İlhan’ın bu harika şiiri bize, kaçıngan bağlanma örneğini muhteşem bir şekilde sergiliyor gibi görünüyor. Bir ara fırsat bulursanız tamamını okumanızı tavsiye ederim.
Bağlanma problemleri bizzat çocuklukta doğru karşılanmamış ilgi ihtiyacı ile alakalı olduğundan,limerence kavramı ilginizi çektiyse bağlanma şekillerini de incelemenizi öneririm.
Ayrıca limerence aslında başlı başına büyük bir konu ve benim amacım burada sadece kendi fikirlerimle de zenginleştirerek kavrama biraz değinmek oldu. Eğer konuya dair derinleşmek isterseniz aşağıya birkaç video bırakıyor olacağım. Bu videolarda bolca kaynak da gösterilmekte. Bu kaynaklardan da faydalanarak dilerseniz kendi araştırmanızı sürdürebilirsiniz.
