Anasayfa Kısa Hikayeler Gölge Meselesi

Gölge Meselesi

Esra Birand
100 Görüntülenme

“Eee, kim başlamak ister?” dedi hoca. Gözlüğünü burnunun ucuna kaydırmıştı. Sesi yumuşaktı, eleştiri yapmadan önce hikayenin hakkını vermek ister gibiydi.

En arkadaki adam söze girdi. “Bence bu… şey değil.” Biraz durduktan sonra ekledi,

“Ne bileyim, hikaye değil bu.”

Ön sıradaki kadın nazikçe ekledi. “Olay örgüsü biraz… eksik.”

Bir başkası güldü. “Adamın ruhu pencereyi açıp uçuyor ama ne bir sebep var, ne bir duygu.”

Bir diğeri ekledi: “Bence bu adamın bir ruhu falan yok.” Kahkahalar yükseldi.

Tam birileri daha konuşacakken, hocanın defterine hafifçe vurduğu ses duyuldu. “Tamam, tamam. Her metnin içinde bir öz vardır. Nevzat’ın da burada bir şey anlatmak istediği açık. Belki o özü biraz daha belirgin hale getirmesi gerekiyor.”

Bu açıklamadan sonra Nevzat, biraz rahatlamıştı.

Hoca gözlüğünü düzeltti. “Nevzat, bu hikaye yaratıcı, hayal gücün güçlü. Ama okuyucu buradaki olayları neden önemsesin?”

Nevzat duraksadı. “Çünkü… adamın ruhu uçuyor?”

Hoca hafifçe gülümsedi. “Evet, ama neden? Okur, bunun bir anlamı olduğunu hissetmeli. Güçlü fikirlerin var, ama biraz daha yapılandırmalısın.”

Nevzat içini çekti. Mantık. Hep mantık.

O gece bilgisayarını açtı. Kediler kaybolmayacaktı. Adamın ruhu, önce bir gerekçe bulunduktan sonra uçacaktı. Tutarsızlık yoktu. Mantık vardı. Tam “Kaydet” tuşuna basıyordu ki, bir tıkırtı duydu. Başını kaldırdı. Odanın köşesinde karanlık bir siluet belirdi. Bir yabancı!

Nevzat gözlerini kıstı. “Sen de kimsin?”

Figür kıpırdamadı. Tanıdığı biri miydi bu? Ev arkadaşı mı? Tüyleri diken diken oldu. Tam kaçmaya hazırlanırken figür bir adım öne çıktı. Derken lambanın ışığında eriyerek yere yapıştı. Nevzat’ın hayretten ve korkudan nefesi kesilmişti. Gölgesiydi bu… Hemen kendi ellerini kontrol etti. Evet, hâlâ yerindeydiler. Ama gölgesi… kendi başına hareket ediyordu.

Nevzat gözlerini kocaman açtı. “Bu… nasıl mümkün olabilir?”

Gölge, masanın üzerine eğildi ve klavyeye dokundu. Kediler yeniden konuşmaya başladı. Adamın ruhu yine sebepsizce uçtu.

Nevzat sandalyeden fırladı. “Ne yapıyorsun?! Daha yeni düzelttim hikayemi, bozma sakın”

Gölge başını yana eğdi. “Bozmuyorum, bozulmuş olanı düzeltiyorum”

Nevzat elini kaldırdı, gölgeyi yakalamaya çalıştı ama tabi ki yakalayamadı, sadece elleri onun içinden geçmiş oldu. Yumruğunu sıkarak bağırdı “Bu benim hikayem!”

Gölge ise omuz silkti. “Senin mi? Sen şu hikayeyi mahveden adam değil misin?”

Nevzat sandalyesini kaptı ve gölgesine doğru savurdu. Gölge ise sahiden sandalye ona çarpmış gibi dramatik bir şekilde sendeledi. Elini alnına koydu ve yere düşermiş gibi yaptı. Ardından kayarak sıvıştı.

Onun bu çocuksu alaycılığı Nevzat’ı daha da çileden çıkarıyordu. Bunu fark eden gölgesi ise iyice eğlenerek sandalyeye yerleşti. Geniş geniş ayak ayak üstüne atıp, alaycılığını bir adım daha ileri götürdü. “Ah, Nevzat. Sen mantık falan koyamazsın. Senin mantığın, dört ayaklı bir ördek gibi. Garip ve anlamsız.”

Nevzat dişlerini sıkıyordu. “Ne yapmam gerekiyor? Hikayem darmadağın mı olsun?”

Gölge kollarını açtı. “Evet.”

Nevzat başını iki yana salladı. “Yapamam, görmüyor musun yapamam? Dalga konusu oluyorum.”

Gölge, dişlerini göstererek sırıttı. “O zaman ben yaparım.”

Bunu söyler söylemez de klavyeye eğildi ve yazıyı eski haline çevirdi.

Nevzat’dan öfkeli bir çığlık yükseldi ama artık çok geçti. Gölge “Gönder” tuşuna basmıştı ve e-posta, hikayenin ilk haliyle hocaya ulamıştı bile.

Nevzat nefes nefese ekrana bakarken, gölgesi ona küçük bir nanik yaptı. Ardından hemen eski yerine, duvara geri çekildi.

Nevzat, gölgesi orada durdukça güvende olmadığını biliyordu artık. En hareketsiz haliyle bile masum değildi o gölge.

Beğenebileceğin Diğer Yazılar

Bir Cevap Yazın

Esra Birand sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin