Anasayfa Kısa Hikayeler Cassandra’nın Laneti

Cassandra’nın Laneti

Esra Birand
251 Görüntülenme Görsel; Evelyn De Morgan (Londra 1898)

Olympus hiçbir Tanrı ya da Tanrıça için kolay bir yer sayılmazdı. Mesela burada bir Tanrıça’nın yeterince güzel olmaması, sonsuz yaşamı boyunca onun işlerini zorlaştırabilirdi. Diğer taraftan çok güzel olması daha da berbat bir lanet sayılırdı.

Truva’nın güzelliğiyle ünlü prensesi Cassandra bir Tanrıça değildi. Oysa istemeden de olsa bir Tanrı’nın hayranlığını kazanarak, benzer bir kaderi kendi üzerine çekmiş bulundu.

Tanrılar’ın küçük hesaplarından bihaber halde Apollon tapınağına vardığında, yine dualarına, yıllardır yaptığı yemini tekrarlayarak başlamıştı. Cassandra ömrü boyunca masumiyetini koruyacak ve asla bekaretinden taviz vermeyecekti. Ailesi türlü prenslere, hatta Tanrılar’a kızlarını söz vermişler, bunun karşılığında çeyiz olarak büyük vaatler almışlardı. Oysa Cassandra’yı ikna etmeleri mümkün olmayacaktı.

Diğer taraftan Tanrı Apollon, o gün tutkuyla izlediği bu prensese, arzusunu belli etmek için bir lütufta bulunmaya karar vermişti. Cassandra geleceği duyabilen bir Tanrıça olacaktı. İşin kötüsü tüm kalbiyle dualarına odaklanmış zavallı kız, imanla önünde eğildiği Tanrı’nın kendisiyle bir anlaşma yapmaya hazırlandığının, henüz hiç farkında bile değildi.

‘Tapınak Yılanları’ gelip de kızın kulaklarını şehvetle yalamaya başladıklarında, Cassandra’nın tek hissiyatı bir dehşet duygusuydu. Bütün gelecek senaryoları onlarca kaynaktan kulaklarına akıyor ve genç kızı delirtiyorlardı.

Anında Apollon’un heykeline kapaklandı. Çok korkuyor, tir tir titreyerek onu koruması için Tanrısına dua ediyordu. O yılanların bizzat Apollon’un kendisi olduğunu tahmin etmesi, elbette henüz mümkün değildi.

Oysa mağrur Tanrı, canlanıp da onu geniş kolları arasına gömüp sarmalamaya başladığında, Cassandra daha da irkilmiş ve kendisini tapınağın öteki tarafına atmıştı.

Nefes nefese haykırarak, karşısındaki Tanrı’ya, yapmış olduğu bekaret yeminini hatırlattı.

“Ne bekareti Cassandra” diye bir kahkaha kopardı Tanrı. “Görmüyor musun? Bu benim sana bir armağanım. Artık sen geleceği duyabilen bir Tanrıça’sın. Benim Tanrıça’msın.”

Fakat Cassandra ne pahasına olursa olsun Apollon’u da reddedecekti. Bir Tanrı, kendi elleriyle, ona tapınan bir ölümlünün yeminini bozmaya kalkışmış olamazdı. Öfke dolu kız için mesele artık yemininden çok, kendisini bildi bileli dua etmek için geldiği bu tapınakta uğradığı ihanet, hayal kırıklığı ile tuz buz olmuş inançlarıydı

Apollon ise öfkeden köpürerek tapınağı terk etti. Heykel, yeniden güzelce oyulmuş bir tahtadan başka bir şey değildi artık. Fakat geride bıraktığı kız bir Tanrıça’dan çok, lanetlenmiş bir cadıydı.

İşin kötüsü, Cassandra dilini de tutamaz olmuştu. Duyduğu, bildiği ne varsa insanların kulaklarına haykırıp duruyordu. Bu da lanetin bir parçasıydı tabi ki, tam da gururu incinmiş bir Tanrı’dan beklenebileceği gibi…

Kardeşi Paris, Helen’i kapıp getirmek için yola koyulduğunda da çok haykırdı, o uğursuz tahta at şehre geldiğinde de ve hatta Athena tapınağına kaçıp Tanrıça’ya yalvardığı gün de. Çünkü şapşal Ajax’ın tam da oracıkta kendisine hunharca tecavüz edeceğini elbette biliyordu.

Fakat Odysseus’a sinsice fikir veren ve tahta atın şehirlerine girmesine sebep olan Tanrıça Athena’nın, böyle bir hakareti tam da kendi tapınağında, kendi korumasına sığınılmışken yaşaması gerekiyordu. Ajax bundan sonra hem Athena, hem Poseidon tarafından sertçe cezalandırılacaktı. Ama zaten Cassandra’nın derdi Ajax değildi. O, gururdan gözü dönmüş Tanrılar’a günlerini göstermek istiyordu. Bir tanesinin bile zayıflığıyla dalga geçmiş olmak, yeterince büyük bir tatmindi.

Apollon ise bir zamanlar tapınağında tutkuyla izlediği kızı, şimdi Olympus’dan dehşetle takip ediyordu.

“Cassandraaaa!” diye kükrerken, Olympus’ın her tarafından ateşler fışkırıyor, etrafı duman ve kömür kokuları kaplıyordu. “Prensip sandığın inadına ve seni bu hale getiren kendime lanet etmek istiyorum” diye haykırdı öfkeli Tanrı.

Fakat Athena her zamanki gibi soğukkanlı ve sakindi;

“Ne kendine kız, ne de bir başkasına.” derken, usulca elini Apollon’un omzuna yerleştirdi. “Her kadın için doğum sancılıdır ama en sancılısı kendini doğurmaktır. Sen Cassanadra’yı lanetlemedin Apollon, bilakis; Onu kendisine gebe bıraktın.”

Beğenebileceğin Diğer Yazılar

Bir Cevap Yazın

Esra Birand sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin